4 kişi kendisini tutuyor, 2 arkadaşı var.
|
|
jazz1658 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
kitap1317 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
şarap1283 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
|
|
kisafilm618 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
the beatles424 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
Siyah1215 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
yalnızyasayanlar653 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
charlesbukowski400 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
blues295 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
Stevie Ray Vaughan5 üyesi var. üyelik serbest. |
you know i can’t smile without you
i can’t smile without you
i can’t laugh and i can’t sing
i’m finding it hard to do anything
you see i feel sad when you’re sad
i feel glad when you’re glad
if you only knew what i’m going through
i just can’t smile without you
you came along just like a song
and brighten my day
who would of believed that you where part of a dream
now it all seems light years away
now some people say happiness takes so very long to find
well, i’m finding it hard leaving your love behind me
and you see i can’t smile without you
i can’t smile without you
i can’t laugh and i can’t sing
i’m finding it hard to do anything
you see i feel glad when you’re glad
i feel sad when you’re sad
if you only knew what i’m going through
i just can’t smile without you
There are no unlockable doors
There are no unwinnable wars
There are no unrightable wrongs
Or unsingable songs
There are no unbeatable odds
There are no believable gods
There are no unnameable names
Shall I say it again, yeah
There are no impossible dreams
There are no invisible seams
Each night when the day is through
I don't ask much
I just want you
I just want you
There are no uncriminal crimes
There are no unrhymable rhymes
There are no identical twins or
forgivable sins
There are no incurable ills
There are no unkillable thrills
One thing and you know it's true,
I don't ask much
I just want you
I just want you
I just want you
I just want you
I'm sick and tired of bein' sick and tired
I used to go to bed so high and wired, yeah - yeah, yeah, yeah
I think I'll buy myself some plastic water
I guess I should have married Lennon's daughter, yeah - yeah, yeah, yeah
There are no unachievable goals
There are no unsaveable souls
No legitimate kings or queens, do
you know what I mean? Yeah
There are no indisputable truths
And there ain't no fountain of youth
Each night when the day is through,
I don't ask much
I just want you
I just want you
I just want you
I just want you
I just want you
I just want you.
Yeah, yeah, yeah
I just want you
I just want you,
Hey, yeah
I just want you.
Yeah, yeah, yeah
I just want you, hey
I just want you
I just want you
sadece seni istiyorum
açılamayacak kapı yoktur
kazanılamayacak savaş yoktur
düzeltilemeyecek yanlış yoktur
ya da söylenemeyecek şarkı
üstesinden gelinemeyecek (yenilemeyecek) gariplik (tuhaflık) yoktur
inanılacak tanrı yoktur
adlandırılamayacak isim yoktur
tekrar söyleyeyim mi
imkansız hayal yoktur
görülmeyecek dikiş yeri yoktur
her güne bağlayan gecede
fazla bir şey istemiyorum
sadece seni istiyorum
kriminal olmayan suç yoktur
kafiyesi yapılamayacak kafiyeler yoktur
eş ikizler yoktur
ya da
affedilebilecek günahlar
iyileştirilemeyecek hastalık yoktur
öldürülemeyecek heyecan yoktur
tek bir şey ve biliyorsun ki bu doğru
fazla bir şey istemiyorum
sadece seni istiyorum
hasta ve yorgun olmaktan hasta oldum ve sıkıldım
eskiden yatmaya kafam bi dünya giderdim
sanırım kendime biraz plastik su satın alacağım (bir uyuşturucu olsa gerek)
sanırım Lennon'ın kızıyla evlenmeliydim
başarılamayacak amaç yoktur
kurtarılamayacak ruh yoktur
yasal olan kral ya da kraliçe yoktur
ne demek istediğimi anlıyorsun değil mi
su götürmez gerçekler yoktur
gençlik çeşmesi yoktur
her gecenin bağlandığı günde
çok fazla bir şey istemiyorum
sadece seni istiyorum
sadece seni istiyorum
tekrar yağmur yağıyor burada
aklıma gelen hatıralar gibi
aklıma gelen yeni duygular gibi
açık havada yürümek istiyorum seninle
aşıkların yaptığı gibi konuşmak istiyorum
senin okyanusuna dalmak istiyorum
seninle mi yağıyor yağmur?
(bebeğim) konuş benimle, aşıklar gibi
yürü benimle, aşıklar gibi
konuş benimle, aşıklar gibi
tekrar yağmur yağıyor burada
yağıyor bir trajedi gibi
parçalar beni yeni bir duygu gibi
nefes almak istiyorum açık havada,
öpmek istiyorum seni, aşıkların yaptığı gibi
senin okyanusuna dalmak istiyorum
seninle mi yağıyor yağmur?
this is the end, beautiful friend
this is the end, my only friend, the end
of our elaborate plans, the end
of everything that stands, the end
no safety or surprise, the end
i'll never look into your eyes...again
can you picture what will be, so limitless and free
desperately in need...of some...stranger's hand
in a...desperate land
lost in a roman...wilderness of pain
and all the children are insane, all the children are insane
waiting for the summer rain, yeah
there's danger on the edge of town
ride the king's highway, baby
weird scenes inside the gold mine
ride the highway west, baby
ride the snake, ride the snake
to the lake, the ancient lake, baby
the snake is long, seven miles
ride the snake...he's old, and his skin is cold
the west is the best, the west is the best
get here, and we'll do the rest
the blue bus is callin' us, the blue bus is callin' us
driver, where you taken' us
the killer awoke before dawn, he put his boots on
he took a face from the ancient gallery
and he walked on down the hall
he went into the room where his sister lived, and...then he
paid a visit to his brother, and then he
he walked on down the hall, and
and he came to a door...and he looked inside
father, yes son, i want to kill you
mother...i want to...fuck you
c'mon baby, take a chance with us x3
and meet me at the back of the blue bus
doin' a blue rock, on a blue bus
doin' a blue rock, c'mon, yeah
kill, kill, kill, kill, kill, kill
this is the end, beautiful friend
this is the end, my only friend, the end
it hurts to set you free
but you'll never follow me
the end of laughter and soft lies
the end of nights we tried to die
this is the end
ışığı yansıtan tüm yüzeylerden bakıyorum ben sana
kulağımda bir saat alarmı çınlıyor
sesimin yankısını veren tüm duvarlardan sesleniyorum sana
herşey basit bir oyun aslında
sana çıkan tüm yollardan yürüyorum sana
herşey iki kişilik bir seyahat aslında
yalnız başlarsın
ve yalnız kalırsın sonunda
yolun
tüm biriktirdiğin onulmaz yaralar
ve yorgunluğun
takvimlerin yazamadığını bir tarihte yaşıyorum seni
çünkü zaman ancak buna elverdi
olağan günler böyle şeyleri taşıyamıyorlar
sen ve ben ve sen ve ben olağan günlerde
eriyoruz
cesedi çürümemiş ölülerin her birinde yaşıyorum seni
kulağımda bir saat alarmı çınlıyor
uyanıp bakıyorum, bir bakıyorum ve ölmüşüm
sen gitmişsin oyun bitmiş; alkışlıyolar..
alkışlıyolar, uyanamıyorum
alkışlıyorlar, uyanamıyorum
alkışlıyorlar, uyanamıyorum
ışıktaşıyan
Suda Boğulan Marjinal Balık dedi ki:
Hayat 17 yaşında anlamını bulduum sananlardan çok acı alıyor inrikamını... biz hep sandık...
Kalıp savaşmak gerekmezdi. çünkü savaşa savaşa düşmanımız yine biz olacaktık.. yine biz.. biz ki o küçük mutasyonların eseri..
Içimizdeki hayvana yön vermesini bilemezken biz... bir anda çocuk olduğumuzu hatırlayıp kaçmaya başladık
Kaçtık çünkü korktuk. korktuk çünkü. acıydı...
Yumruk yemeyi bilmedik... çünkü içimizde nefret tohumları ekilmemişti...
ve Suda Boğulan Marjinal Balık dedi ki:
Biz daha çiçek çocukken dünya çoktan asit yağmurlarına boğulmuştu bile ve.
Ve gökten yağan yağmurlar bizim içimize işledi.. adalet mi... şemsiye aç.
ve ışık taşıyan dedi ki:
peki şimdi napıcaz? bi yolu vardır. hep vardı. bi sonraki ülkede..bi sonraki kadında..bi sonraki yalnızlıkta..bi sonraki karanlıkta..bi sonraki sabahta..bi sonraki sınavda..bi sonraki savaşta..bi sonraki şişede..bi sonraki izmaritin sonunda..bi sonraki hiçliğe öykünüşte..bi sonraki notada..bi sonraki sözcükte..
napıcaz yani? bi sonrası yok. başa döndük.
napıcam ben? bu beyni bi oğlağın kafatasına sokup onunkini kendime alsam işe yarar mı?
nasıl olsa yakında ölür o bi şekilde..o zaman kadar dayanamaz mı? beni kimse öldürmüyor henüz. kimsenin niyeti yok. ve benim için de fazla cesaret ister..bir de beceri..bir de karar verme yeteneği..bir de kararının ardında durma asaleti..
ve Suda Boğulan Marjinal Balık dedi ki:
Bir sonraki ölümde. rahat yatağa yatmış olacaksın... sinirlendiğinde biryerlerini keserek.. veya duvarı yumruklayarak nasıl rahatlarsan.. öyle rahatlayacaksın... içine işleyen onlarca çürükcül adi bedenini son zerresine kadar parçalayacak ve o zaman bir hafiflik saracak etrafını... bir sonraki o zaman olmayacak. bu bekleyiş bitecek... sıcak şefkatli bir yatağa uzanmış olacaksın... hayat bu bekleyişteni ibaret ve.. beklerken berbat bir melodi dinliyorsun.. gayet depresif bir melodi... sadece hızlanıyor.. yavaşlıyor hızlanıyor yavaşlıyor.. aldığın karar ne olursa olsun.. her zaman muhtemel olanı geciktiriyor...
ve ışık taşıyan dedi ki:
her bokta onu suçluyorum diye çok kızıyo muhtemelen ama birilerinin kendisine kızmasını istemeseydi bunun önüne geçebilirdi heralde..kibirliği olduğu kadar mazoşist de tanrımız. hiç demokrat değil aslında ama eleştirilmek istiyo. gücünden mi emin diil tam olarak, özgüveni mi eksik, bilmiyorum, sürekli olumlamaya gereksinim duyuyo öfkesini, cezalandırmaya pek meraklı. Ödüllendirmeyi de biliyo, tamam, ama zaman zaman gerçek bi şizofren gibi davrandığı bi gerçek...
hata yapmaktan, ve birilerinin hatalarını yüzüne haykırmasından ve sonra onları bu nedenle cezalandırmaktan aldığı hazzı nasıl açıklıycaamı bilmiyorum.
hiç bişiy gelmiyo aklıma
ama onun evrensel kaybediş kurgusuna alet olmak sıkıcı artık. kafi..yeterince eğlenmiş olmalı artık. tamam..evine gitsin..elini yüzünü yıkasın. ve rahat bıraksın.
aa daha iyisi, varlığı hiç hatırlamamacasına yok etsin.
daha iyisi bu.
ve boşalsın artık.
kendine dev bi vajina yaratsın, içinde ebediyete kadar gidip gelsin ve boşalsın ve rahatlasın.
yeter artık ama.
ve Suda Boğulan Marjinal Balık dedi ki:
Aslında hep kendini suçluyorsun... bencillik her zaman negatife o gönderir.. ve sonra üçüncü çekil çoğul.. ama üçüncü oluşur.. birileri vardır.. birileri yapmıştır... aslında tanrımız.. kendimizin ta kendisi.... ve hiçbir zaman doğru yolu bulamayacak olmamızın ispatı. biz öyle veya böyle.. kendimizi kontrol ediyoruz. bize yüklenen lanet bir beden var.... ve bunun sorumluluğu aptal bir zevk uğrunaydı... hepimiz küçük kürtaj artıklarıyız.. ve bu günahın cezasını biz çekiyoruz. çekmeliyiz. kaybedeceğiz.. kaybedeceğiz. ve kaybedeceğiz.. kaybetmekten zevk almaya başladığımız an.. işte o zaman sonsuza kadar kazanacağız...
ve ışık taşıyan dedi ki:
bu kaybetmenin boku çıktı. sıkıcılaşmaya başladı. yeni kaybedişler arayıp bulamamak da öyle. yok ki. istediğin gibi kaybedemiyosun. yok yok. boku çıktı. kaybetmeklerin tadı kalmadı artık. damağımı da emdim dibine kadar. orda da kalmadı. kaybetmenin tadı eskiden damarların iç çeperlerini delerdi..organların teninin içinde yüzerdi kanının yüzeyinde..sonra o kan gözeneklerinde minik kırmızı yarı küreler oluştururdu.
sonra kaybetmek senin içinden çıkardı basbayaa..sen kaybetmekin içinde bulurdun kendini. o zaman güzeldi. şimdi boku çıktı. sıkıcılaşmaya başladı.
ve Suda Boğulan Marjinal Balık dedi ki:
O zaman yapacak tek şey kalıyor geriye...
şu an kayboluyorum.
Kaybediyorum
Kaybettim
Ve hoşgeldin "kaybetmişlik"
Işte şimdi.. herşeyin uç noktası
Yalnızlık...
Bitmişlik..
Gözlerindeki kırmıız damarların sıcaklığı..
Herşeyin uç noktasındasın..
Ya şarkılar yazacaksın...
Ya da siktirip gideceksin.
ve ışık taşıyan dedi ki:
kanser olsam harika olurdu.
ve Suda Boğulan Marjinal Balık dedi ki:
=)
ve Suda Boğulan Marjinal Balık dedi ki:
Yavaş yavaş yok olmak çok güzel
ölümü ciğerlerinde hissetmek...
Kendimi 345312424kez keserek can vermeyi isterim.
Acıdan.
Kan kaybından diil
Acıdan.
ve ışık taşıyan dedi ki:
isa boşuna süperstar olmamış di mi
ve Suda Boğulan Marjinal Balık dedi ki:
=)
ve ışık taşıyan dedi ki:
=)